Hafta içi 09.00 – 18.00

İvazsız Tasarrufların İptali Davası

GİRİŞ

Tasarrufun iptali davaları son yıllarda hem doktrin tartışmalarında hem de uygulama da sıklıkla görülmeye başlanılmıştır. Aynı zamanda uygulamada da hızla artan bir dava çeşidini oluşturur. Tasarrufun iptali davasının kendine has özellikleri, özel dava şartları, ispat usulleri gibi kedine özgü farklılıkları içerisinde bulundurmaktadır. İvazsız tasarrufun iptali (İİK.m.278), aciz halinde yapılan tasarrufların iptali ( İİK.m.279), alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan tasarrufların iptali (İİK.m.280) davaları olmak üzere kendi içerisinde üçe ayrılmaktadır.

Tasarrufun iptali davası, roma hukukundaki adıyla ‘’actio pauliana” elinde kesin aciz vesikası bulunan alacaklının, dava konusunu kanunda öngörülmüş olan iptal sebeplerinden birine dayandırmak suretiyle, borçlunun yapmış olduğu tasarrufla cebri icra sahası dışına çıkmasına yol açtığı mal varlığı eksilmesine sebep olan tasarrufi işlemin iptalini dolayısıyla tekrar cebri icra sahasına dahil edilip satış suretiyle paraya çevrilerek alacağına kavuşmasına yarayan ve sadece kendisi bakımından sonuç doğuran şahsi nitelikte bir icra hukuku müessesidir.

Bu çalışmamızda, 2128 Sayılı İcra İflas Kanunumuz ’un on birinci babında düzenlenen ve borçlunun malvarlığı değerleri üzerine etki eden tasarrufların iptalini düzenleyen tasarrufun iptali davalarını konu edinip, davanın tanımı, amacı ve hukuki niteliği üzerinde durulduktan sonra özellikle İcra İflas Kanunumuz ’un on birinci babının 278. Maddesinde düzenlenen iptal davasının bir türü olan ivazsız tasarrufların iptalini konu edinip, Yargıtay kararları ışığında ivazsız tasarrufların iptali davasının sebeplerini, şartlarını, süresini, unsurlarını ve ivazlı olmasına rağmen Kanunumuzca ivazsız olarak kabul edilen iptale tabi tasarrufları inceleyip devamında ivazsız tasarruflar sebebiyle, iptal davasında kurtuluş beyyinesi müessesine değinip çalışmamızı sonuçlandıracağız.

Anahtar kelimeler: İvazsız tasarruflar, iptale tabi tasarruflar, ivazlı sayılan tasarruflar, iptalin sonuçları.

BİRİNCİ BÖLÜM

İPTALE TABİ TASARRUFLAR

1.1 Genel Olarak

Tasarrufun iptali davasının konusu, maddi hukuk bakımından geçerli olan. Ancak, alacaklıları zarara sokan işlemlerdir. Maddi hukuk bakımından geçerli olmayan işlemler için tasarrufun iptali davası açılmasına gerek yoktur. Çünkü maddi hukuk bakımından geçerli olmayan işlemler sonucunda tasarrufa konu olan mal borçlunun malvarlığından çıkmayacaktır. Tasarrufun iptali davası, alacaklı ve borçlu arasındaki borcun doğumundan sonra, borçlu ile üçüncü bir kişi arasında yapılan ancak alacaklıya zarar veren, alacaklının alacağını elde edememesine sebep olan işlemin iptalini konu almaktadır. Malın alacaklının malvarlığına geçmesine sebep olan işlem iradi olmalıdır. Yani kısaca, mahkeme kararı sonucunda yapılan devirler, cebri icra yoluyla yapılan satışlar ve benzeri iradi olmayan işlemler sonucu doğuran tasarruflar, tasarrufun iptali davasına konu olamazlar. Başka bir deyişle, Tasarrufun iptali davası, roma hukukundaki adıyla ‘’actio pauliana” elinde kesin aciz vesikası bulunan alacaklının, dava konusunu kanunda öngörülmüş olan iptal sebeplerinden birine dayandırmak suretiyle, borçlunun yapmış olduğu tasarrufla cebri icra sahası dışına çıkmasına yol açtığı mal varlığı eksilmesine sebep olan tasarrufi işlemin iptalini, dolayısıyla tekrar cebri icra sahasına dahil edilip satış suretiyle paraya çevrilerek alacağına kavuşmasına yarayan ve sadece kendisi bakımından sonuç doğuran şahsi nitelikte bir icra hukuku müessesidir. Tasarrufun iptali davası, 5 yıllık hak düşürücü süreye ve basit yargılama usulüne tabidir. Tasarrufun iptali davaları kendi içerisinde farklı çeşitlere ayrılmaktadır; İcra İflas Kanunun 277 ile 285 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İvazsız tasarrufların iptali( İİK.m.278) , aciz halinde yapılan tasarrufların iptali ( İİK.m.279) ve alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan tasarrufların iptali davası olmak üzere kendi içerisinde üçe ayrılmaktadır.( İİK.m.280). Tasarrufun iptali davasının, alacaklının, iptal sebeplerine bağlı olarak tasarrufun iptali davası açıp, bu davanın sonucunda iptale tabi olan tasarrufların gerçekleştiğini somut vakıalarla ya da mümkün olduğu takdirde emarelerle ispat ederek, tasarrufa konu olan şeyi üçüncü kişinin malvarlığından çıkmasına gerek kalmaksızın cebri icra ile sattırma hakkını elde edip alacağına kavuşmasını amaçlar. Bu itibarla, İcra Hukuku alacaklının korunmasını, alacağına kavuşmasını sağlamaktadır.

1.2 Tasarrufun İptali Davasının Nitelikleri

1.2.3 Tasarrufun İptali Davasının Eda Davası Niteliği

Davalar, çeşitli ölçütler ve tasnif metotları kullanılmak suretiyle birbirinden ayrıştırılıp, özellikleri daha detaylı şekilde ortaya konabilir. Davalar, talep edilen hukuki korumaya göre, talep sonucuna göre birbirinden ayrılmaktadır. Talep edilen hukuki korumaya göre davalar; eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Tasarrufun iptali davaları da nitelik itibariyle eda davasıdır. Eda davaları, davalının bir şeyi yapmaya, bir şeyi vermeye veya bir şeyi yapmamaya mahkûm edilmesinin istendiği dava türüdür. Eda davaları icrai hüküm içerdiğinden ötürü kararın cebri icrası mümkündür. Tasarrufun iptali davasında ise alacaklı, borçluyla üçüncü kişi arasında yapılan tasarruf işleminin iptalini ve bununla birlikte iptale tabi tasarruf üçüncü kişinin malvarlığından çıkmaksızın haciz ve satış isteme yetkisi talep etmektedir. Tasarrufun iptali davasının niteliği doktrinde tartışmalıdır. Özellikle doktrinde maddi hukuki durumun etkilenmesi sebebiyle, tasarrufun iptali davasının bir eda davası olmadığı inşai dava olduğu da savunulmaktadır. Kanaatimizce, tasarrufun iptali davasının sonucunda inşai bir karar verilmemektedir. Aynı zamanda, tasarrufun iptali davasıyla beraber yenilik doğuran bir hakkın kullanılmadığı da açıktır. Dolayısyla, tasarrufun iptali davası sonucunda verilen karar ile birlikte yeni bir hukuki durum oluşmaz. Kısaca, tasarrufun iptali davası sonunda verilen hüküm ile birlikte maddi hukuka ilişkin yeni bir sonuç doğmaz. Yalnızca verilen iptal kararıyla birlikte borçlu ve üçüncü kişi cebri icra işlemlerine katlanmak zorunda kalır.

1.2.4 Tasarrufun İptali Davasının Şahsi Dava Niteliği

Tasarrufun iptali davası sonucunda, borçlunun yaptığı tasarrufun iptale tabi olduğu alacaklı tarafından ispatlanırsa, alacaklıya haciz ve satış isteme yetkisi verilecektir. Böylece alacaklı, iptale tabi tasarrufun konusunu oluşturan mal üçüncü kişinin malvarlığından çıkmaksızın alacaklının talebiyle satılır ve paraya çevrilir. Böylece alacaklı, alacağına kavuşmuş olur. Davacı alacaklı, alacak hakkına bağlı olarak tasarrufun iptali davası açar. Alacak haklarının bir özelliği de sadece borçlu ile alacaklı arasında bir hukuki bağa dayanmasıdır. Dolayısıyla, bu davanın sonucunda verilen hüküm şahsi niteliktedir. Yalnızca ‘’ davacı alacaklı ’’ lehine veya aleyhine sonuç doğuracaktır.

1.3 Tasarrufun İptali Davasına Özgü Dava Şartları

1.3.1 Genel Olarak

Dava şartları, bir davanın esası hakkında inceleme yapılması ve karar verilebilmesi için varlığı yahut yokluğu mutlaka gerekli olan şartlardır. Dava şartları gerçekleşmeden bir davanın esası incelenmez; davanın incelenip karara bağlanabilmesi, dava şartlarının varlığı veya yokluğuna bağlıdır. Dava şartları kendi içerisinde olumlu dava şartları ve olumsuz dava şartları olarak ikiye ayrılmaktadır. Davanın açılması anında bulunması gereken dava şartlarına olumlu dava şartları, davanın açılması anında bulunmaması gereken dava şartlarına ise olumsuz dava şartları adı verilmektedir. Dava şartları, uyuşmazlığa ilişkin olarak esasa girilmeden, ön incelenme aşamasında incelenmektedir. Olumlu dava şartlarına Yargı yetkisi, yargı yolu, görev, kesin yetki, taraf ehliyeti, dava ehliyeti gibi hususlar örnek verilebilir. Olumsuz dava şartlarına ise derdestlik ve kesin hüküm örnek verilebilir. Hâkim dava şartlarının bulunup bulunmadığını tarafların talepleri gerekmeksizin kendiliğinden inceler ve mevcut olup olmadığını tayin eder. Dava şartları mevcutsa artık davanın esasına geçilir. Ancak, eksik bir dava şartı tespit edilirse, eğer dava şartı giderilebilecek nitelikteyse, mahkeme dava şartı noksanlığının giderilmesi için süre verir. Başka bir olasılıkta ise Davanın başında mevcut olan dava şartı, davanın devamı sırasında ortadan kalkarsa dava şartı noksanlığından ötürü usulden reddedilmelidir ( HMK.m.115/2). Bu halde, hâkim ön inceleme aşamasında dava şartlarını kendiliğinden gözetmelidir. Bununla birlikte davanın her aşamasında da dava şartları gözden geçirilmelidir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununda genel olarak düzenlenen dava şartlarının yanında bazı özel dava türleri için özel kanunlarda düzenlenmiş özel dava şartları bulunmaktadır. Özel dava şartının bulunduğu dava türlerinde genel dava şartlarının yanında özel dava şartlarının varlığı da aranacaktır. Hâkim kendiliğinden dava şartlarını inceledikten sonra özel dava şartlarında eksiklik bulunması durumunda dava şartı eksikliği giderilebilecek nitelikteyse süre verir. Verilen süre içerisinde eksikliğin giderilmesi durumunda davanın esasına girilebilecektir. Bu süre içerisinde eksiklik giderilmezse dava usulden reddedilecektir. Dava şartı eksikliğinden dolayı verilen karar davayı esastan çözmeyen bir karar olduğu için kesin hüküm teşkil etmeyecektir

1.3.2 Tasarrufun İptali Davası için Yargıtay Tarafından Getirilen Özel Dava Şartları

1.3.2.1 Genel Olarak

Hukuk Muhakemeleri Kanununda düzenlenen dava şartlarının yanında ayrıca, Tasarrufun iptali davasına özgü olarak İcra iflas Kanunun 277. Maddesinde düzenlenen aciz vesikası tasarrufun iptali davaları bakımından özel dava şartı olarak tesis edilmiştir. Ancak, tasarrufun iptali davasına özgü özel dava şartları sadece bununla sınırlı değildir. Yargıtay, Kanunla öngörülen bu özel dava şartlarının yanında başkaca şartlar aranacağını kararlarında belirtmektedir. Yargıtay’a göre; borçlu hakkında kesinleşmiş icra takibinin olması, tasarruf işleminin borcun doğumundan sonra gerçekleşmesi, alacağın gerçek olması gibi bazı özel dava şartları da ayrıca aranmaktadır.

1.3.2.1 Alacaklının Elinde Aciz Vesikası Bulunması

Bu çalışmamızda, 2128 Sayılı İcra İflas Kanunumuz ’un on birinci babında düzenlenen tasarrufun iptali davasına özgü olarak, Kanunun 277. Maddesinde alacaklının elinde aciz vesikasının bulunması gerektiği özel dava şartı olarak belirlenmiştir. Bu halde, alacaklın tasarrufun iptali davası açabilmesi için elinde geçici ( muvakkat) ya da kesin aciz vesikası olması gerekmektedir. kesin aciz vesikası ile geçici aciz vesikası birbirinden farklı kavramlardır. Kesin aciz vesikası, iki şekilde söz konusu olur: birinci ihtimalde, borçlunun haczedilen tüm mallarının satılıp bedeli alacaklılara bölüştürüldükten sonra alacağını tamamen alamamış olan alacaklıya verilir. İkinci ihtimalde ise haciz sırasında borçlunun haczi kabil hiçbir malı bulunmadığı anlaşılırsa, bu durumu gösteren haciz tutanağı da kesin aciz vesikası yerine geçer. Geçici aciz vesikası ise borçlunun haciz esnasında haczi kabil malları bulunmakla birlikte, takip konusu olan alacak miktarını karşılamadığı anlaşılırsa bu durumu gösteren haciz tutanağı da geçici aciz vesikası hükmündedir.

Tasarrufun iptali davaları bakımından da yukarıda açıklandığı üzere kesin yahut geçici aciz vesikası özel dava şartı olarak öngörülmüştür. Fakat, özellikle uygulamada son zamanlarda kesin veya geçici aciz vesikası olmaksızın da davaların açıldığını ve esasına girildiğini görmekteyiz. Yargıtay’ın da eski tarihli olan kararlarında davanın açılması anında kesin veya geçici aciz vesikası aramaktayken, son zamanlarda bu görüşünü terk ettiğini söylemek gerekir. Yargıtay, tasarrufun iptali davasında karar verildikten sonra olsa dahi aciz vesikası sunulabileceğine hükmetmiştir.

1.3.2.2 Kesinleşmiş Bir İcra Takibinin Varlığı

Tasarrufun iptali davasında Yargıtay tarafından tesis edilmiş olan özel dava şartlarından biri de alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleşmiş olmasıdır. Başka bir deyişle, alacaklının borçlu aleyhine kesinleştirdiği bir icra takibi olmalıdır ki, alacaklının elinde aciz vesikası bulunsun. Alacaklı, borçlu hakkında bir icra takibi yapıp kesinleştirmeden tasarrufun iptali davasını açamamalıdır. İcra İflas Kanunun 277. Maddesinde öngörülen özel dava şartı olan aciz vesikası ile Yargıtay tarafından öngörülen kesinleşmiş bir icra takibinin varlığı arasında tabii bir bağ vardır. Fakat, Ne var ki, uygulama da son zamanlarda aciz vesikasın özel dava şartı olduğunu ancak kanun yolları aşamasında bile tamamlanabileceğini, tasarrufun iptali davasının başında kati surette aranmaması gerektiği yönünde kararları vardır. Bununla birlikte aynı zamanda, alacaklının, borçlu aleyhine takip yapıp kesinleştirmesi gerekmektedir. Ancak, Yargıtay’ın son dönemdeki uygulaması bu doğrultuda değildir. Kendi yarattığı özel dava şartı olan icra takibinin kesinleşmesi gerektiğine karşıt bir şekilde alacaklının davayı açarken borçlu hakkındaki takibi kesinleştirmemesine rağmen sonradan giderilebilir bir dava şartı olduğu davanın başında aranmaması gerektiğine ilişkin kararlar vermektedir. Uygulamada da alacaklıların, borçlu hakkında icra takibi dahi olmaksızın tasarrufun iptali davası açtığını ve mahkemelerinde işin esasına girdiğini görmekteyiz. Yargıtay’ın kendi tesis etmiş olduğu tasarrufun iptali davasına özgü özel dava şartlarına son dönemdeki kararlarında uymaması kanaatimce yanlış bir uygulamadan ibarettir.

1.3.2.3 Gerçek Bir Alacağın Varlığı

Tasarrufun iptali davasında bir diğer dava şartı ise alacaklı ve borçlu arasındaki alacağın gerçek bir alacak olmasıdır. Yargıtay da tasarrufun iptali davalarında alacağın gerçek olduğunu aramaktadır. Bu nedenle, şekli alacakların değil gerçek mahiyette alacakların bu davaya konu olması gerektiği kanaatindedir. Alacaklının borçlu aleyhine yapmış olduğu takibin kesinleşmesi yeterli değildir. Gerçek bir alacağın varlığının hukuki olarak dava şartı mı yoksa taraf sıfatına ilişkin bir durum mu olduğu doktrinde tartışılmalıdır. Doktrinde, bazı yazarlar alacağın varlığının esasa ilişkin bir kavram olduğunu, bu nedenle dava şartı olarak kabul edemeyeceğini savunmaktadırlar. Fakat, Yargıtay’ın özel dava şartı olarak kabul ettiği gayet açıktır. Alacağın gerçek olmaması durumun da ise dava şartı yokluğundan davanın usulden reddedilmesi gerekmektedir.

Alacağın gerçek olmadığı ileri sürüldüğünde, hâkimin öncelikli olarak yapılan yargılama da iptale tabi tasarrufta bulunan kişinin borçlu sıfatının aydınlatılması gerekmektedir. Alacağın gerçek olmadığına ilişkin iddia tasarrufta bulunan borçlu, kendine tasarrufta bulunulan üçüncü kişi tarafından öne sürülebilir. Borçlu tarafından açılan alacağın gerçek olmadığı iddiası açılan tasarrufun iptali davasında öne sürülebileceği gibi ayrıca menfi tespit davası açarak da öne sürülebilecektir. Borçlu tarafından menfi tespit davası açıldığı takdirde bu dava tasarrufun iptali davası için bekletici mesele yapılacaktır.

1.3.2.4 Tasarrufun Borcun Doğumundan Sonraki Bir Tarihte Yapılması

Borçlunun, tasarrufun iptali davasına konu olan mal ile ilgili tasarrufunun alacaklıya olan borcunun doğumundan sonra yapılması Yargıtay tarafından tasarrufun iptali davasına özgü olarak kabul edilen özel dava şartlarındandır. Dolayısyla, borçlunun yapmış olduğu tasarrufun iptal edilebilmesi için borcun doğumundan sonra yapışmış olması gerekir. Bu nedenle, tasarruf borcun doğumundan önce yapılmışsa özel dava şartı gerçekleşmiş olmayacağından tasarrufun iptali davasının usulden reddedilmesi gerekir. Tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması özel dava şartı olarak kabul edildiğinde borcun doğumunun tespiti kritik önem taşıyacaktır. Bu nedenle, borcun doğum tarihinin doğru tespit edilmesi tasarrufun iptali davasının esasına girilip girilmeyeceği başka bir deyişle, özel dava şartın mevcudiyeti halinde davanın esasına girilecek, mevcut olmaması halinde ise usulden reddedilecektir. Borcun doğum tarihi her somut olayın nitelikleri göz önünde bulundurularak tespit edilmelidir. Yargıtay,

İKİNCİ BÖLÜM

İVAZSIZ TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

2.1 İvazsız Tasarruflar

Tasarrufun iptali davaları kendi içerisinde ivazsız tasarrufların iptali, aciz halinde yapılan tasarrufların iptali, alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan tasarrufların iptali olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Tasarrufun iptali davasıyla birlikte, alacağına kavuşamayan alacaklının, tasarruf konusu mal üçüncü kişinin malvarlığından çıkmaksızın mahkemeden dava sonucunda haciz ve satış yetkisi alıp, alacağına kavuşması amaçlanır.

İvaz, yapılan bir işlemden elde edilen yarar karşılığında üstenilen borcu ifade eder. Yapılan hukuki işlem bir ivaz karşılığında yapılmışsa yani işlemin tarafı elde ettiği yarar karşısında borca girmişse bu tür işlemlere ivazlı işlemler denilmektedir. İvazsız işlemlerde ise elde edilen yarar karşılığında bir borç üstlenilmez. Başka bir deyişle, bir satım sözleşmesinde taraf satım sözleşmesinin konusu olan şeyi alır ve bunun karşılığında bir bedel ödemektedir. Ancak, bir bağışlama sözleşmesi örnek gösterilecek olursa kendisine mal bağışlanan taraf bunun karşılığında herhangi bir borç altına girmez.

İcra İflas Kanun’un 278. Maddesinde ivazsız tasarrufların iptali düzenleme alanı bulmuştur. Kanun koyucu, borcu olan bir kimsenin buna rağmen borcunu ödemeyip örneğin; bağışlama gibi ivazsız tasarruflarla başkalarına karşılıksız kazandırmalar yapmak suretiyle alacaklıyı zarar uğratmasının önüne geçmek istemiştir. Ayırca, bazı tasarrufları da ivazlı olmasına rağmen ivazsız tasarruf gibi belirlemek suretiyle iptale tabi hale getirmiştir. Bir varsayım (fiksiyon) yaratmıştır. Varsayım, eşit olmayan olguların eşit gibi kabul edilmesine verilen isimdir. Varsayım, bir olaya kanunen doğrudan doğruya bağlanmış bir sonuçtur. Başka bir deyişle, varsayım, bir kurucu unsurun hukuki sonuçlarının, başka bir unsur için de doğru olup olmadığını araştırmaya ihtiyaç duyulmaksızın aynen kabulüdür. Bu minvalde, kanun koyucu borcu bulunmasına rağmen ödemeyip ivazsız tasarruflarda bulanan borçlunun yapmış olduğu tasarrufları iptale tabi kılmıştır.

2.2 İvazsız Tasarrufların İptali ( İİK.m.278/1)

Kanun koyucu, borçları bulunan bir kimsenin borcu ödemek yerine ivazsız tasarruflarda bulunmasının önüne geçilmesi düşüncesiyle yapılan bu tasarrufları iptale tabi kılmıştır. İptale tabi kılınan tasarruflar ; ivazsız tasarruflar ve kanunun bağışlama olarak kabul ettiği tasarruflar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kanun koyucu, varsayım kabul etmek suretiyle bazı ivazlı tasarrufları da bağışlama olarak kabul etmektedir. Dolaysıyla, iptale tabi tasarruflardan altında yer almaktadır. Borçlunun, hacze veya aciz belgesi verilmesine neden olan yahut iflas masasına kaydedilen alacaklardan en eskisinin doğduğu tarihe kadar geriye doğru olan süreçte yaptığı tüm bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Bu minvalde, bağışlama ve ivazsız tasarruflar sebebiyle iptal davasının objektif şartı karşılıksız veya denk bir karşılığı olmadan bir tasarrufta bulunulmuş olmasıdır. Olağan hediyeler (mutat) hediyeler ise iptale tabi tasarruf kavramına dahil edilmemiştir.

2.3 İvazsız ( Bağışlama gibi ) Sayılan Tasarruflar ( İİK.m.278/3)

2.3.1 Genel Olarak

İcra İflas Kanun’un 278. Maddesinin 3. Fıkrasında ivazlı olmasına rağmen kanun koyucu tarafından varsayım (fiksiyon) getirilmek suretiyle bazı tasarruflar ivazsız tasarruf sayılıp, ivaz içeren bazı tasarruflar da iptale tabi kılınmıştır. Böylece, 278/3. Madde hükmünde sayılan tasarrufların borçlu tarafından gerçekleştirilmiş olması durumunda bağışlama gibi yani kısaca ivazsız tasarruf sayılacaktır. Bu nedenle, alacaklının borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan işlemin varlığını ispatlaması yeterli olacaktır.

2.3.2 Füru ve Evlat Edinenle Evlatlık Arasında Yapılan İvazlı Tasarruflar ( İİK.m.278/3-1)

İcra ve İflas Kanunu’nun 278. maddesinin 3. fıkrasının 1. bendine göre, “Karı ve koca ile usul ve füru, sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan tasarruflar” ivazlı olsa dahi kanun gereği bağışlama niteliğinde sayılıp iptale tabi olurlar. Fakat, madde metni Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar neticesinde birden fazla değişikliğe uğramıştır. İlk olarak Hükmün ilk hali “... neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar hısımlar...” arasında yapılan tasarrufların iptal edilebileceği seklindeyken, “neseben veya” ibaresi 11.07.2018 tarihinde Anayasa Mahkemesinin kararıyla Anayasa’ya aykırılık sebebiyle iptal edilmiştir. Bu aykırılığın kaynağı Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinde temel olarak mülkiyet hakkının sınırlandırılması olmuştur.

Anayasa mahkemesi daha sonra Denizli 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin Anayasaya aykırılık gerekçesiyle ilgili madde de inceleme yapmış ve ‘’ karı ve koca ile’’ ibaresinin anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir. 278. maddesinin 3. fıkrasının 1. bendine son şeklini veren karar ise ‘’ usul ve ‘’, ‘’ sıhren üçüncü dereceye kadar ( üçüncü derece dahil) hısımlar’’ ibaresini anayasaya aykırı bularak kaldırmasıyla almıştır. İcra İflas Kanun’un. 278. maddesinin 3. fıkrasının 1. bendi son hali ‘’ füru, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar’’ şeklindedir. Bu nedenle, füru veya evlat edinenle evlatlık arsasında yapılan tasarruflar kanun koyucunun yarattığı varsayım gereği iptale tabi tasarruflardandır.

2.3.3 İvazlı Bir Tasarrufun Edimleri Arasında Dengesizlik Bulunması ( İİK.m.278/3-2)

İcra İflas Kanun’un. 278. maddesinin 3. fıkrasının 2. Bendinde ‘’ Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler.’’ İptale tabi tasarruflar içerisinde alınmıştır. Borçlunun, verdiği şeyin değerine göre ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul etmesi yani neredeyse ivazsız hukuki işlem mahiyetine yakın bir sonuç doğurmasının önüne geçilmek istenmiş. İvazsız olmamasına rağmen varsayım ( fiksiyon) yaratılarak ivazsız tasarruf gibi sayılmıştır. Yargıtay’ın da kararları incelendiğinde; borçlunun malın değerine göre pek aşağı fiyat kabul ettiği tasarrufların iptale tabi olacağı belirtilmektedir. Yargıtay bir kararında bedel ile gerçek bedel arasındaki farkın fahiş sayılabilmesi için en az bir misli fark olması gerektiğini ifade etmiştir. Gerçek bedel ile ödenen bedel arasındaki farkın fahiş olup olmadığı akdin yapıldığı tarih dikkate alınmak suretiyle bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenecektir. Yargıtay kararlarında tasarrufa konu mal için üçüncü kişi tarafından borçluya ödenen bedel tespitinde ilk olarak banka hesap ekstresi, banka havalesi veya PTT havalesi gibi resmi yazılı kayıtların nazara alınması gerektiği kanaatindedir.

2.3.4 Borçlunun Kendisine yahut Üçüncü Bir Şahıs Menfaatine Kaydı Hayat şartıyla İrat veya İntifa Hakkı Tesis Ettiği Akitler ile Ölünceye Kadar Bakma Akitleri ( İİK.m.278/3-3)

2.3.4.1 Genel Olarak

İcra İflas Kanun’un. 278. maddesinin 3. fıkrasının 3. Bendinde; Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri de iptale tabi tasarruflar arasında sayılmıştır. İlgili madde metnindeki düzenlemeye göre, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi lehine hayat şartiyle irat ve intifa tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri de iptale tabi tasarruflar olarak belirlenmiştir. Söz konusu işlemler ile birlikte borçlu alacaklıların cebri icra ile paraya çevirebilecekleri bazı malvarlığı değerlerini, paraya çevrilmesi daha zor ve uzun zaman alacak bir değere dönüştürerek alacaklarını zarara uğratmaktadırlar.

2.3.4.2 Borçlunun Kendisine yahut Üçüncü Bir Şahıs Menfaatine Kaydı Hayat şartıyla İrat veya İntifa Hakkı Tesis Ettiği Akitler

İcra İflas Kanun’un. 278. maddesinin 3. fıkrasının 3. Bendinde sayılan bu akitler kanun koyucunun iradesi sonucunda bağışlama gibi sayılmıştır. Kanun koyucu, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi lehine hayat şartiyle irat ve intifa tesis ettiği akitleri bağışlama olarak saymak suretiyle iptale tabi kılmıştır. Bu işlemlere değinilecek olursa; ömür boyu gelir sözleşmeleri (TBK.m.607-610), ölünceye kadar bakma akitleri ( TBK.m.611-619) ve bir kimse lehine intifa hakkı tesis eden akitler iptale tabilerdir. Kaydı hayat şartıyla irat sözleşmelerinde, gelir borçlusu gelir alacaklısına hayatı boyunca belirli dönemlerde edimlerde bulunma borcu altına girmektedir. Bu sözleşmeler, adi yazılı şekille yapılacaktır ve aynı zamanda aksine bir hüküm konulmadıkça gelir alacaklısının hayatı boyunca devam eder. İntifa hakkı tanıyan sözleşmelerden bahsetmek gerekirse; intifa hakkı Türk medeni Kanunu’un 794. Maddesinde düzenlenmiştir. İntifa hakkı sahibi, hakkın konusu mal üzerinde sahibine kullanma ve yararlanma hakkı vermektedir. İntifa hakkı, devredilemeyen ve mirasçılara geçmeyen hak sahibiyle sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Şahsa bağlı, devredilemeye intifa haklarının haczedilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, borçlunun malvarlığı değeri üzerinde tasarruf işlemiyle birlikte bir başkasına intifa hakkı tanıması iptale tabi tasarruflardandır.

2.3.4.3 Ölünceye Kadar Bakma Akitleri

Ölünceye kadar bakma akitleri, taraflardan birinin, diğerine bir malvarlığı değerini sağlar arası yahut ölüme bağlı bir tasarrufla devretme borcu altına girdiği, diğer tarafın ise karşı edim borcu olarak o kişinin hayatı boyunca ona bakıp gözetmeyi vaad ettiği bir sözleşmedir. Bu sözleşme, tam iki tarafa borç yüklemektedir. Bu halde, ivazsız olsa bile kanun koyucunun getirmiş olduğu varsayım ( fiksiyon) gereği bağışlama sayılmaktadır.

SONUÇ

Tasarrufun iptali davası, roma hukukundaki adıyla ‘’actio pauliana” elinde kesin aciz vesikası bulunan alacaklının, dava konusunu kanunda öngörülmüş olan iptal sebeplerinden birine dayandırmak suretiyle, borçlunun yapmış olduğu tasarrufla cebri icra sahası dışına çıkmasına yol açtığı mal varlığı eksilmesine sebep olan tasarrufi işlemin iptalini dolayısıyla tekrar cebri icra sahasına dahil edilip satış suretiyle paraya çevrilerek alacağına kavuşmasına yarayan ve sadece kendisi bakımından sonuç doğuran şahsi nitelikte bir icra hukuku müessesidir.

İvazsız tasarrufun iptali (İİK.m.278), aciz halinde yapılan tasarrufların iptali ( İİK.m.279), alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan tasarrufların iptali (İİK.m.280) davaları olmak üzere kendi içerisinde üçe ayrılmaktadır.

İcra İflas Kanun’un 278. Maddesinde ivazsız tasarrufların iptali düzenleme alanı bulmuştur. Kanun koyucu, borcu olan bir kimsenin buna rağmen borcunu ödemeyip örneğin; bağışlama gibi ivazsız tasarruflarla başkalarına karşılıksız kazandırmalar yapmak suretiyle alacaklıyı zarar uğratmasının önüne geçmek istemiştir. Ayırca, bazı tasarrufları da ivazlı olmasına rağmen ivazsız tasarruf gibi belirlemek suretiyle iptale tabi hale getirmiştir. İvazsız işlemler bir tarafın elde ettiği yarar karşısında borçlanmadığı hukuki işlemlerdir. Bu işlemler sonucunda, bir taraf yarar elde ederken karşılığında herhangi bir borç altına girmeyecektir.

Alacaklı, böylece borçlunun yapmış olduğu iptale tabi ivazsız tasarrufları, iptal davasına konu yapmak suretiyle dava sonucunda haciz ve satış yetkisi elde ederek, iptale tabi tasarruf üçüncü kişinin malvarlığından çıkmaksızın haciz ve satış yetkisi sonucunda paraya çevrilerek alacaklının alçağına kavuşması sağlanmaktadır.

KAYNAKÇA

Hakan Pekcanıtez/ Oğuz Atalay/ Meral Sungurtekin Özkan/ Muhammet Özekes, İcra İflas Hukuku Ders (8.Bası), İstanbul, Onikilevha Yayıncılık, 2021.

Talih Uyar, İptal Davasının Sonuçları, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, c.12, 2010.

Damla Gürtürk, İvazsız Tasarruflardan Dolayı İptal Davası, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2020.

Rahşan Sertkaya Daniş, Tasarrufun İptali Davası, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2022.

Oğuzman/Barlas, Medeni Hukuk, (23.Bası), Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017, s.144.

Hakan Pekcanıtez/ Oğuz Atalay/ Meral Sungurtekin Özkan/ Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, İstanbul, (8.bası), 2020.

Hakan Albayrak, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara, s.64(4), 2015.

Fatma Tülay Karakaş, Karine Kavramı ve Kanuni Karineler ve Varsayımlar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, s.62(3), 2013.

ÇEVRİMİÇİ KAYNAKLAR

https://www.mevzuat.gov.tr

https://www.lexpera.com.tr

https://www.corpus.com.tr

https://dergipark.org.tr/tr/

https://www.yargitay.gov.tr

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/

Bize Ulaşın

Bu konuda hukuki desteğe mi ihtiyacınız var?

Durumunuza özel değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Bize Ulaşın
Bizi Arayın
E-posta Gönderin
Ofisimiz
Ahievran Mahallesi, Mehmet Ali Yapıcı Bulvarı, No: 16, Merkez / Kırşehir